İkinci Bahar, Hep Bahar

 İkinci Bahar, Hep Bahar

Bahar bir kez gelen, tek renk olan; aşk tek çeşit hatta sadece biyolojik veya kimyasal bir döngü müydü?
Gamze gamze bir gülüver şimdi,
Beni göğsüne alıver şimdi.
Mevsimi geldi susadım aşka,
Benimle bir bütün oluver şimdi.
İkinci bahar yaşıyor ömrüm;
Gel benim yârim oluver şimdi…
Seni gül gibi öpe koklaya,
Gözümden, dilimden, sakınır saklar
Bugünkü aklımla severim şimdi
Şiirler, şarkılar söyleyerek,
Mehtabı birlikte seyrederek,
Benimle bir rüya kuruver şimdi!

Sözleri okuyunca.... karşı cinse duyulan bir hisle yazıldığını düşünüyor ve hatta şarkının yapıldığı dönemdeki TRT gibi müstehcen mi buluyorsunuz?
Bu “aşk”ın hallerinden birine, daha minicik kırkbeş günlük bir cennetten gelen yolcuya; yani evlada yazılmış olsa da nedense hep akla ve gönle uyandırdığı his birçok kişide farklı…

Aşk kelimesini sadece iki farklı cinsiyet ve sadece biyolojik/kimyasal hatta ihtiyaçlar ve de çıkar seviyesine indirgediğimiz maalesef bedeni bir zevkle eşit görüp yanlış yerlere hapsettiğimizin mini özeti bu algı ve o dönemin TRT’sinin cevabı. Farklı görüntülerini anne-baba, kardeş, arkadaş, dost, evlat, Hoca … diğer insanlara hatta işimize, şehirlere, mekanlara, sanat eserlerine karşı yaşadığımız diğer görüntülerdeki aşkları bir çırpıda silip attığımız gerçeğini nasıl da açığa çıkartıyor hallerimiz, şarkıyı algılayışımızda bile… En asli manasına varmayı o yüzden düşünemiyor, sığ sularda yüzer gibi sığ alanda bir aşk algısındaki kelimenin kullanımıyla lugattaki anlama bile zarar veriyoruz.
O yüzden belki aynı yürek bu sefer –belki de önceki eserin akıbetine uğramasın diye- daha açık şekilde ne kadar yaşı ilerlemiş olsa da “kınalı kuzum” diye seslenip, yine aynı hislerle “iyi ki doğdun” diyecek o evladına… Hem de diğer biten sevgilere nazaran bitmeyen bir sevgi ile “bir dualık mesafe”nin hiç kapanmadığının, aşkın o duanın içinde nasıl da yer aldığını fiziki yakınlığın değil de ruh yakınlığının, sevda yanığının o güzel haliyle.

Sevgi ve aşk kelimeleri çocuklara nasıl öğretilir? Bir işi aşk ile yapmak veya sevgi ile etrafa bakmak, aşk ile yola koyulmak, aşk ile bilmek, görmek nasıl aksettirilir? Biz nasıl yaşıyoruz? Genel geçer hallere, fiziki görüntüdeki güzelliklere mi, içe mi, derinlere mi; her alana yansıyan Gerçek Aşk’tan gelen bir aşk huzmesi ve sevgi alanına mı sahibiz?

Çocuklarımız anne-babalarından çıkarsız saf sevgiyi gördüklerinde ancak sevgiyi ve gerçekten sevebilmeyi öğrenirler. Hangi anne-baba saf ve çıkarsız sevmez ki denilmesin. Zira aslında “ben çocuğumu çok seviyorum” görüntüsü altında nice kişiler var ki, kendi sevilme ihtiyacını doyuran, a-sosyal medya ile ilgi odağını bu şekilde üzerine alan, biyolojik bir durumu sanki kendi çalışması imiş gibi sunan… ve nice haller var ki sürekli büyüyen bir sevgisizlik çemberi içinde sevmeyi ve aşkı bilemeyen baharı yaşayamayan hatta hiç bahar görmeden ömrü solacak olan.

İkinci Baharı yakaladıktan sonra hayatı hep bahar olan, yaşı kaç olursa olsun çocuğuna da o baharı hissettirip tattıranlardan, anne-baba olmayı mevki-makam görmeyip, apolet gibi üzerinde veya dilinde değil yüreğinde taşıyanlara; tek başına baktıkları onca çocuğa rağmen bunu bir prim malzemesi haline getirmeyen köy kadınlarından, ne denli ünlü bir sanatçı olunursa olunsun kalbini anlaşılmamasına rağmen, açabilen, içindeki sevgiyi notalara, sözlere aksettiren Sezen AKSU’ya kadar; sevgiyi en saf ve temiz haliyle evlatlarını gerçekten severek gösteren ve onlara olan aşktan asıl Aşk’a doğru çocuklarına yaşatabilenlere selam ile; tüm çocuklarla, en güzel bahara, o hiç bitmeyen baharlara erişmek ümidiyle.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pazarcı Çocuk

Ö-T-E-K-İ

ATATÜRK Çocukları: İspat Edildi!