ATATÜRK Çocukları: İspat Edildi!
.Atatürk Çocukları:
İspat Edildi!
Öğretmen lisesi yılları…Harbiye Cemil Topuzlu Açık
Hava Tiyatro’sunda 19 Mayıs kutlamaları için Cem KARACA konseri olacak. Liseden
arkadaşımla ilk defa Cem Karaca’yı canlı olarak dinleyeceğiz; meğerse ilk
dediğimiz son defa imiş aynı zamanda. Önden Funda ARAR çıkıyor sahneye, ilk
konseri olmalı ki, şarkı dinlemekten sıkılıyoruz resmen (bunu özellikle
aksettirmek istedim. Mezuniyet günümde de kendisinin konseri vardı ki; sıkılmak
ne kelime gece bitmesin istemiştik. … ilk olan her şey güzel olmuyor demek ki.
Bazen tecrübe, azim, sebat ve istendik yöne doğru bir gelişme çabası da
gerekiyor.) Daha sonra da Kıraç gelmişti sahneye; ardından Rahmetli Üstad. Bundan
sanırım, bir yıl kadar sonra okulda koroya seçilmiştim ve 19 Mayıs için yaptığımız
hazırlıklarda ilk defa duyduğumuz bir “19 Mayıs Marşı”nı defalarca tekrarlamıştık….
Gazi Eğitim Enstitülüler sayesinde, öğretmenleri Muammer SUN’un olduğunu daha
yeni öğrendiğim.
Bu zamanın bir iki sene sonrası Atatürk Eğitim Fakültesi…
Matematik Öğretmenliği… Bölümümüzün koridoru, Resim-İş Öğretmenliği ve Müzik
Öğretmenliği ile komşu. Eğitim Fakültesinin bu giriş katını sadece matematiğe ve
sanat ile ilgili öğretmenliğe ayırmışlar. Tuhaf bir bileşim. Amfilerimizin üst
kattaki değilse bile, giriş katındaki kapıları “sanat” öğretmenlikleri
bölümlerinin koridoruna açılıyor. Ders aralarında amfiden çıktığımızda fuaye
alanı biçimindeki bu yerde Resim-İş Öğretmenliği bölümünün sergilenen harikulade
çalışmaları arasında geziniyoruz. Heykeller, tasarım ürünler, resimler… uzaktan
gelen piyano sesleri eşliğinde. İnsan fizik dersinden veya soyut matematik gibi
bir dersten çıkıp da bu çalışmaları görünce iki kat daha çöküyor ve “ben ne
yapıyorum?” diye iki kat daha fazla sorguluyor. Bizim ellerimiz bomboş; zihin
koridorlarında sergimiz. Hele ki sınav zamanları bu sorgulama daha da artıyor.
Biz en önemli ve zor sınavlara bütün gece uykusuz gelmiş, gözlerimizin altı
mosmor ve stres içinde yerlerimize oturmuş beklerken, Müzik Öğretmenliği
bölümünün öğrencilerinin sınavlarına giderken, o gece baloya katılırmışçasına hazırlanmış
oldukları, tepeden tırnağa en muntazam halleriyle amfinin açık kapısının
önünden geçerken görülmeleri… -görülmeden önceki ayak seslerini unutmamalı!- Bölüm
farkı. “Bi bize, bizim bölüme ve sınavlara bak; bir de onlara ve onların
sınavlarına!” diye amfide sınav öncesi hem esprili, hem de gergin ama stresi
dağıtıcı mı arttırıcı mı anlamadığımız bir konuşma bahsi … Burada ek bir
parantez de gerek. Müzik Öğretmenliği bölümünün herkese açık (dikkate değer
şekilde tekrar etmek gerek ki herkese açık) şekilde olan öğrenci konserlerinde
en ufak, yani dışardan gelen birinin müzisyen değilse anlamayacağı- hatalarında
bile, öğrenci eseri bitirdikten sonra Hocalarının “herkesin önünde” nasıl bu
hatayı açığa vurduklarını, o disiplin ve çalışmayı görünce işin aslında,
görünen kısmında yer almayan o ciddiyetin de bizatihi en yakın şahitleri idik.
Ders dönemi ve sınav vakitleri her bölüm için bu
şekilde farklı farklı geçerken, hangi bölümden-fakülteden olunursa olunsun, farklılıklarınızın
ortadan kalktığı, bahar zamanı beraberce keyiflenebildiğiniz anlarda, her sene vefa
duyguları sebebiyle okullarını bırakamayıp gelen; iki sınıf arkadaşı, bizim
tabirle “Ata Eğitim” Mezunu iki kişi, iki yakın dost, Funda ARAR ve Kıraç
konserlerinde herkes yan yana…
Bu hatıralardan yıllar sonra Kıraç, Öğretmen Okulu’nda
koroda öğrendiğimiz o19 Mayıs Marşı’nı ilk önce kendi seslendirdiğinde, bir
sonraki yıl da çocuklarının dilinden yeniden yorumlayarak yayınladığında “eğitim
fakülteli olmanın”, Ata Eğitimli olmanın görünmeyen görüntüsünü hissetmekle ve sanat
dünyasında bunun yansımasının görerek; lise günlerini de hatırlayarak tazelendik.
Daha sonra ise çocuklarıyla beraber kendisinin de yan yana söylediği “Atatürk
Çocukları” ile bizlere öğretilen o naif hali de barındırır şekilde, yani “eğitimci”
duruşunu göze sokmadan, yine alt yazılarla ama daha net şekilde açığa çıkarmış
ve yansıtmıştı. Çocukların ekrana çıkartılmaması, “illa” ekranda (internet ekranları da buna
dahil) yer verilecekse de bunun için belli uygunluk durumlarının olması
gerektiğini savunanlar olarak; engel olunamayan ve çığ gibi büyüyen
yanlışlıklar silsilesinde, doğru örneklere ihtiyaç varken cevap gelmiş oldu.
Kıraç çocuklarını, yetişkin modeline sokarak değil, (çocuk gibi demek yersiz
cidden çocuklar çünkü) oldukları doğal ve saf halleri ile görüntü ve seslerini
kaydetmekle kalmıyor; seçtiği eserler onlara yaşça uygun ve gelişimlerine katkı
sağlayacak şekilde öğretici olmasının yanında, yaşadıkları yer ile de
bütünleşen bir önemi aşılıyordu. 19
Mayıs Marşı videosunda günlük kıyafetleriyle, sadecik o çocuk masumiyetleriyle
ve baba kucağı ile “inci taneleri” diyerek seyretmeye doyamazken birkaç ay sonra
da Atatürk Çocukları videosu geliverdi. “Lütfen çocukları çok fazla oyuncağa,
müzik aletine, ona buna yani onları dışa
bağımlı yapacak unsurlara boğmak yerine çocukların zaten kendilerinin de
yöneldiği, doğal ve evdeki ürünler yeterli. İsterseniz kendi stüdyonuz veya
bunları alacak maddi imkânınız olsun” demeyi öylesine güzel aktarıyor ki, insan
defalarca seyretmekten kendini alamıyor. Arkada kitaplar, kendi elinde mini
gitar, oğlunun ritim tutması için elinde bir kaşık ve plastik kap, kendi bayrak
gibiyse de elinde bayrak olan kız, yanlarında ailenin minik dostu… Kıraç
okuduğu okulun eğitim kısmının da hakkını verdiği gibi, yüreğiyle ve
yetiştirdiği çocuklarla da “Atatürk Çocukları” olduğunu ispatlamış. Bizlere de,
aynı koridoru paylaşmış, Matematik Öğretmenliği mezunları olarak, Müzik
Öğretmenliği bölümü mezunlarının böylesi ispatlarını ayakta alkışlamak kalıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder