OĞLUMA

 OĞLUMA


        Üç yaşındaki oğlunu ardında bırakmak zorunda kalarak vatanından sürgün edilen ve sonrasında hain ilan edilen bir baba düşünün. 400 yıl ile yargılanan bir baba. Peki ne yapar bu genç adam? Tek çocuğu Emrah’a gurbet elden mektuplar yollar babaannesi vasıtasıyal. Bu mektuplardan birini şarkıya dönüştürür baba Cem Karaca. 

Sadece bir sanatçı duyarlılığı değil vatan duyulan hasretle, aslında bütünü ile sevgi dökülür nasihat şeklinde şarkıdan. Kin, nefret öğütlemez Cem Karaca oğluna aksine sevgiyi öğütler. Tok gözlü olmayı, dürüst olmayı, akıl ve yürek ile onurlu yaşamayı… 

“Gam, keder, elem, tasa, gurbet, hasret, dertler geçer gider elbet. Bir merhaba, acı kahve, hatır sorma ve dostluklar yaşar elbet. Sımsıkı sev sen sevmeyi. Bazen almadan da vermeyi. İstanbul şehri malın olsa ölümden öteye köy yok ya…Başını dik tut, hiç eğme sen. Aklına ve yüreğine güven. Çağını bil çağına yakış. Güzelliklerle yarış”. 

Her yiğidin harcı değildir acılar ve sıkıntılar içerisinde kıvranırken kendi deyimi ile “elin frengine ülkesini kötülemeden” onurlu yaşamak ve evladına da kötüyü değil iyiyi öğütlemek. Şarkıdaki öğütlerin ve yazdıkları diğer mektupların etkisi ile mi bilinmez ama artık bir yetişkin olan Emrah Karaca babasız geçen sekiz sene sorulduğunda dahi “ o dönem kimler ne acılar çekti, ne desem onlara ayıp olur” diyebilecek bir olgunlukta.


    “Bu çocuk bu küfürleri nereden öğrendi bu yaşta? Bu çocuk niye bu kadar öfkeli? Bu çocuk niye bu kadar umutsuz? Bu çocuk…” diye devam eden yakınmalar ile kendi çocuklarını şikayet eden birçok ebeveyn ile karşılaşıyoruz günlük hayatımızda. Trafikte bir araba azıcık yavaşlasa tüm dünya elimizden alınmış gibi hakaretler ederken, toplu taşımaya binerken neredeyse vurup iterek başkalarının önüne geçerken, bir olay olduğunda hemen asık surat gösterirken, güzele de çirkine de sabredemezken, televizyonda gördüğümüz ve hiç tanımadığımız kişilerin kulaklarını çınlatırken, çalışma arkadaşımız, komşumuz ve niceleri hakkında yorumlar yaparken çocuklar da bizimle. Onların duymasını, görmesini engelleyecek bir teknoloji geliştirilmedi henüz! Tam aksine çocuk gelişim özelliklerine göre çocuklar büyüklerin fark etmediklerini duyma, görme ve hatırlama gücüne sahip. Durum böyle olunca Cem Karaca gibi yaşam sürecinde ne ile karşılaşırsak karşılaşalım olgun bir duruşla çocuklarımıza güzeli hatırlatmak ve kin duymadan umut aşılamak, geleceğin güzel olacağı inancıyla doğruya yöneltmek başta anne ve babalar olmak üzere tüm büyüklerin dikkat etmesi gereken bir husus. Sadece sözde değil nasıl olsa çocuklar duymuyor, anlamıyor diye öğütleri hayatımızdan ayrı tutmadan yaşayarak çocukları güzele yöneltmek. “Güzelliklerle yarış” dediği gibi Cem Karaca’nın. Nasıl mı?


    “Papazın eşşeğini kovala dur. Ali’nin külahını Veli’ye uydur. Aldat dur! Aldan dur! Oğlum hayat bu mudur? İşte ağaç, işte deniz, işte toprak, işte hayat budur oğlum. İşte eller, işte gayret, işte ekmek, işte hayat budur oğlum”.


Cem Karaca’ya rahmetle.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Pazarcı Çocuk

Ö-T-E-K-İ

ATATÜRK Çocukları: İspat Edildi!